| |
(Mnemiopsis Leidyi, Aurelia Aurita, Rhisostoma Pulma)
Üç tarafı farklı özelliklere sahip denizlerle çevrili olan Türkiye gerçek bir deniz ülkesidir. Karadeniz, Marmara Denizi, Ege Denizi ve Akdeniz'den oluşan dört farklı denizde, biyolojik çeşitlilik bakımından fauna ve flora zenginliği ile dolu olan ülkemiz kıyıları onbinlerce yıl içerisinde kendine has ekolojik sistemini oluşturmuştur. Fakat bu ekolojik denge geçtiğimiz son otuz yıl içerisinde çok kötü bir şekilde etkilenmeye başlamıştır. Balık zenginliğimiz tür ve miktar olarak sürekli azalmaktadır. Otuz yıl öncesine kadar Karadeniz'de ve Marmara Denizi'nde bol miktarda değişik cinste balık mevcut iken geçen süre içersinde ekolojik denge bozulmuş ve bu denizlerin zenginliği hızla yok olmaya başlamıştır. Mersin (Acipeser gueldenstaedti colchicus), hani (Serranus cabrilla), pisi (Pleuronectus platessa) , derepisisi (Platichtys flesus luscus) ve kalkan (Psetta maxima maeotica) balıklarının nesli azalmış, ıstakozlar da (Homorus vulgaris) hemen hemen yok olmuştur. Karadeniz kalkan balığı (Psetta max/ma maeotica) ekonomik değeri yüksek bir türdür. Yıllardır devam eden aşırı avcılık ve kötüye giden ekolojik koşullar 1985 yılından beri kalkan balığı popülasyonunda hızlı bir düşüşe sebep olmuştur. Deniz kirliliğinde Exuviella cordate alginin artmas ile kalkan balığı miktarı azalmıştır. Ülkemizi çevreleyen denizlerde balık yaşamının gittikçe azalması çevre kirliliğinin, aşırı ve yanlış avlanmanın ve zararlı organizmaların belirgin kanıtıdır. Evsel, endüstriyel ve tarımsal kirlilik başta Marmara Denizi, Karadeniz, izmit Körfezi olmak üzere tüm denizlerimizi etkisi altına almıştır. 1960'lı yıllarda yumurta dökmek için Marmara Denizi'ne giren uskumru (Scomber scombrus) ve benzeri balıklar aşırı şekilde avlanmış ve geriye yumurta dökecek pek az sayıda balık kalmıştır. Bu yıllardan sonra da uskumru ve benzerleri Ege Denizi'nde kalıp Marmara Denizi'ne çıkış yapmamıştır. Son otuz yıl içersinde Karadeniz kıyılarında yapılan lüfer (Pomatamus saltator), uskumru (Scomber scombrus), palamut (Sarda sarda) avları büyük değişimler göstermiştir. Üstelik Karadeniz'e akan nehir ve göllerde oluşan kirlilik sonucu Karadeniz çanağının ötrofikasyonunun hızla artması, Karadeniz'in su değişiminin azalışı balık popülâsyonunda etkisini göstermiştir. Halen Marmara Denizi'nde uskumru balığı
|
yok denecek kadar azdır. Yumurta dökme mevsimi sırasında avlanan kılıç balığı (Xiphias gladius) Marmara Denizi, Boğazlar ve Karadeniz de yok olmuşlardır. Akdenizde kılıç balığı avı devam etmektedir. Aşırı avlanma sonucu sularımızda yok denecek kadar azalan balık türlerinden biri de orkinos (Orcynus vulgaris)'tür. Kaybolan kofana, torik, çınekop gibi türler de ticari öneme sahip balıklardır. Karadeniz hamsi (Engraulis encrasicolus} stoğunda boyca ve ağırlıkça bir azalma tespit edilmiştir. Bu, azalmaya balık unu ve yağı fabrikalarının yanlış teşvik edilmesinin de büyük rolü vardır. Türkiye'de balık avı yönetim sisteminde yapılan hatalar ve deniz kirililiğinin etkileri ile hamsi balığı sayısında gözlenen düşüş diğer balık türlerini de etkilemiştir. Trol ağları yavru balıkların ölmesine, nesillerinin tükenmesine ve balık yataklarının bozulmasına sebep olmaktadırlar. Karadeniz'de hamsi Engraulis encrasico- lus), mezgit balığı (Merlengius merlangus euxinus), kefal (Mugil cephalus), lüfer (Pomatomus saltator), uskumru (Scomber scombrus), palamut (Sarda sarda) stoklarının azalması veya yok olması ve tutulan balıkların boyca küçük olması sahillerimizde aşırı bir avcılığın yapıldığını göstermektedir. Sorumsuzca avlanma ve deniz kirliliği sonucu ayrıca mersin (Acipenser gueldenstaedti colchicus), levrek (Morone labrax, Dicentrarchus labrax), mırmır (Echulus myrus), barbunya (Mullus barbatus ponticus), altınbaş kefal (Liza aurata), izmarit (Spiana ma-ena), karagöz (Diplodus vulgaris), çupra, mercan, sinarit (Dentex vulgaris), trança, orfoz, lahoz gibi en kıymetli balıklarımızın nesilleri ortadan kalkmaktadır.
Başta Karadeniz olmak üzere çeşitli denizlerimiz, değişik deniz yaşamlarını destekleyen farklı bir ekosistem iken, geçen 25-30 yıl içerisinde ötrofikasyo-nun, deniz taşımacılığının ve kirlenmenin etkisiyle yeni bir yaşam sistemine dönüşmüştür. Marmara Denizi'nde yıllar önce yüzlerce cins balıktan sadece beş-altı cins kalmıştır, Karadeniz'de oluşan kirliliğin tehlikeli boyutlara ulaşmasının önemli bir nedeni de Tuna nehrinden taşınan büyük miktardaki kirliliğin tehlikeli boyutlara ulaşmasının önemli bir nedeni de Tuna nehrinden taşınan büyük miktardaki kirliliktir. Petrol türevleri, ağır metaller, herbisit ve pestisiterin oluşturduğu kirliliklerin yanısıra ötrofi-kasyon ve diğer nedenlerle hızla gelişen zararlı organizmalar da ayrı bir önem taşımaktadır. Özellikle Karadeniz'de ve Marmara Denizi'nde tarımsal gübre atıkları, deterjan atıkları ve kanalizasyonlardan kaynaklanan azot ve fosfat artışı, başlanıçta bu denizlerin verimliliğini arttırmış ve hamsi gibi bazı balık türlerinin gelişimini olumlu etkilemiş olabilir. Fakat bunların deniz ekosistemi içindeki değişik bitki ve hayvan türleri arasındaki duyarlı dengeyi değiştirmiş olduğu da bir gerçektir. Ötrofikasyon ve diğer etkiler deniz biyoçeşitliliğinde değişimlere neden olmaktadır. Bu dengesizlikler sonucu, özellikle Karadeniz, Mnemiopsis leidyi gibi yeni canlı türlerinin işgaline uygun hale gelmiştir. Genellikle ötrofikasyonun bir sonucu olarak, türlerin çeşitliliği azaldıkça, gemilerin balans sularıyla taşınan fırsatçı türer, üreyebilecekleri uygun bir ortam kolaylıkla bulabilmektedirler. Denizanaları farklı ısı ve tuzluluk derecelerine sahip olan denizlerde rahatlıkla yaşayabilmekte ve çoğalabilmektedirler. Denizanaları on yılda bir denizlerde korkunç bir şekilde yoğunlaşıyorlar. Denizanalarının farklı ısı ve tuzluluk derecelerine sahip denizlerde yaşayabilmeleri onları oldukça ilginç kılmaktadır. Yeryüzünün hemen hemen tüm denizlerine yayılmalarının bir başka nedeni, bu hayvanların yer değiştirme özellikleri ile ilgilidir. Çok hafif oldukları için su akıntıları ile hiç umulmadık yerlere ulaşabilmektedirler. Özel morfolojik yapıları nedeni ile her türlü koşula uyum sağlayabiliyorlar. Jelatin yapısındaki vücutları ile derinliklerde yaşayabiliyorlar, bu da onları suyun yüzeyindeki tehlikelerden koruyabiliyor. Saydam vücuda sahip olmaları güneşin zararlı etkilerinden korunmalarını sağlıyor. Vücutlarının yüzde 95'ini su oluşturduğu için yer çekimi gücünün olumsuz etkilerinden bağımsız yaşayabiliyorlar. Ulaşabildikleri tüm kabuklu deniz canlılarını, mikroorganizmaları, balık yavrularını ve hatta balıkları tüketebiliyorlar.
Denizlerimizde en çok Aurelia aurila türü denizanalarına rastlanmaktadır. Bunun yanı-sıra, Akdeniz'de Rhizostoma pulma, Peligia noctiluca, Ege denizi ve Marmara Denizi'nde ise Lucernaria campanulada türü denizanaları görülebilmektedir. Karadeniz'in kuzey batı bölgesinde 1960 ve 1970 yılları arasında çok fazla miktarda Rhizostoma pulma denizanası görülmeye başlanmıştır. Çapı kırk santimetreye kadar varan büyüklükteki bu denizanaları deniz kıyısında 1-1.5 metre kalınlığında bir duvar oluşturmuşlardır. Bu denizanası türünün çok kısa sürede bu kadar fazla üremesi tam olarak izah edilememiştir. Aynı yıllar içersinde Akdeniz'in ötrofikasyon görülen bölgelerinde de benzer bir denizanası türü olan Pelagia noctiluca çoğalmasına rastlanmıştır. Bu olaylar bize ötrofikasyonun denizanalarının bu kadar fazla çoğalmalarına neden olduğunu kesin olarak anlatabilmektedir. 1973 ve 1974 yıllarında Rhizostoma pulma sayısında geriye dönük olarak bir azalma gözlenmiştir. Fakat bu yılların hemen ardından Aurelia aurila türü denizanalarının sayısında hızlı bir artış başlamıştır. Aurelia aurila türü denizanaları Rhizostoma pulma türünün aksine sadece kıyılarda değil tüm denizde artış göstermiştir. 1980'li yılların sonuna doğru Aurelia aurila türü denizanalarının Karadeniz'deki toplam miktarı 300-500 milyon tona ulaşmıştır. Denizanalarının bu kadar fazla miktarda artması özellikle balıkçılık sektörünü ticari olarak çok fazla etkilemiştir.
Mnemiopsis leidyi
(Gökkuşağı rengindeki katil organizma) 1980 ve 1990 yılları arasında ticari balıkçılığımıza darbe vuran organizmalardan en önemlisi belki de Mnemiopsis leidyi'dir. Denizanası görünümünde fakat deniz anası olmayan Mnemiopsis leidyi Karadeniz'in başına musallat olmuştur. Uzuvları olmayan taraklı bir deniz canlısı olup 7-8 cm uzunluğunda, fıçı şeklinde ve mukoza tabakasıyla çevrilidir, iyi bir yüzücü olmayan Mnemiopsis leidyi, çoğunlukla akıntılarla sürük-lense de, gövdesi boyunca sıralanan saçların, tarak tellerin yardımıyla hareket edebilmektedir. Tarak telleri, hayvan rahatsız edildiğinde gökkuşağına benzer, çok güzel yanardöner renkler vermektedir. Vatanı A.B.D.' nin doğu sahilleri olan Mnemiopsis leidyi, büyük olasılıkla sintine veya balans boşaltan gemiler aracılığıyla 1980'lerde Karadeniz'e ve diğer deniz-erimize ulaşmıştır. Bu canavar iştahlı etobur, herhangi bir doğal düşmanı olmadığı ve bol besin bulunan Karadeniz'de gelişimi için mükemmele yakın bir ortam bulmuştur. Ne yazık ki besinini, balık larvalarının ve genç balıkların da yediği küçük deniz canlıları oluşturmaktadır. Doğal bir düşmanı olmayışı, Mnemiopsis leidyi'lerin her yaz su yüzeyinde metrekare başına 2-5 kg. artarak denizi işgal etmelerine sebep olmaktadır. 1980 ve 1990 yılları arasında Karadeniz'de ki toplam miktarı bir milyar tona ulaşmıştır. Mnemiopsis leidyi'nin miktarı geçmiş yıllarda azalmış olmasına rağmen Karadeniz balıkçılığını sınırlayan en önemli etkenlerden biri olmaya devam etmektedir. Sonbahar ve yaz mevsimlerinde, buldukları besinlerle beslenip, kışın ölen Mnemiopsis leidyi'ler, her ilkbahar çoğalarak yeni bir rekor sayıya ulaşıyorlar. Bir tür denizanası olan Aurelia aurita küçük açık-deniz balıklarıyla birlikte zooplanktonların daha önceki ve önemli düşmanı olmasına rağmen, hamsi (Engra-ulis enrasicolus) ve istavrit (Trachurus trachunus) balıklarındaki ciddi azalmanın asıl sebebi, bu balıkların yumurtlama sahalarına hücum eden Mnemiopsis leidyi lerdir. Hamsi batığının yediği tek hücreli hayvansal gıdaları yiyen bu tür zararlı organizmalar kirli sulara uyum sağlayarak Karadeniz'de hızla çoğalmıştır. Mnemiopsis leidyî hamsi ve diğer balıkların besinlerine ortak olmuştur. Çaça balığı (Sprattus sprattus) bu bakımdan daha şanslıdır. Çünkü en hassas yumurtlama dönemleri, Mnemiopsis leidyi'lerin sayısının en aza indiği kış mevsimidir. Hakkındaki bilimsel bilgilerin sınırlı olduğu Mnemiopsis leidyi'lerin artışının denetlenmesi çok zor olabilir. Mnemiopsis leidyi'leri kontrol altına alınabilmesi Kuzey Amerika'daki doğal düşmanı olan Bereo isimli bir taraklı canlıyı bu bölgeye getirmekle olabilir.
Balıkların yaşamlarını olumsuz etkileyen organizmalardan bir tanesi de Pfiestertia Piscicida'dır. Geçtiğimiz on sene içerisinde dünya denizlerindeki milyonlarca balığın ölümünden sorumlu tutulan bu organizmanın çoğalmasına kanalizasyon ve tarım atıklarının sebep olduğu ileri sürülmektedir. Pfiestertia Piscicida yeni bir tür toksik di-noflagella olup balık vücuduna zarar vermektedir. Sahip olduğu toksik madde karışımı balık ölümlerine sebep olabilmektedir.
Yazı: Mustafa Tolay
Kaynak: Deniz Magazin, Eylül-Ekim, 1997
FAYDALANILAN KAYNAKLAR
-
Zaitsev Y., Mamaeve, V., "Marine Biolo-gical Diversity in the Black Sea", GEF-BSEP, Black Sea Environmental Series Vol:3, United Nations Publications, Nevv York, 1997.
- Çaddy, J.F., "Opportunistic Settlers and the Problem of the Ctenophore Mnemiopsis leidyi in the Black Sea", Saving the Black Sea, BSEP, lssue:1, istanbul, Sept. (1994).
- GESAMP, "Opportunistic Settlers and the Problem of the Ctenophore Mnemiopsis leidyi Invasion in the Black Sea", GESAMP reports and Studies No:58, UNO-UNEP, London, 1997.
- Nybakken, J.M., "Marine Biology", Har-per Çollins Publisher, Nevv York, 1988 Tolay, M., Dönmez, R., Egesel, L., Okay, O.S., Deniz Canlılarını Etkileyen Kirliliklerin Önlenmesi için Öncelikli Tedbirler", 2. Denizcilik Sempozyumu, Kocaeli Üniversitesi, Karamürsel, Temmuz 1997.
|