M.Kemal Atatürk Büyük Nutku’nda "Gerçekten Türkler İslamlıktan önce ve sonra Avrupa'nın içlerine kadar girmişler, saldırılar ve istilalar yapmışlardı, fakat efendiler bu etkiye karşı bir tepkininde olacağını düşünmek gerekir, karşı saldırı ihtimalini düşünmeden ve ona karşı tedbir almadan hareket edenlerin geleceği yenilgiye uğramak, yok olmaktır.” ifadesiyle ortaya koymaya çalıştığı neden kesinlikle deniz sorunlarıydı. Osmanlı İmparatorluğu'nun istila hareketlerini hızlandıran unsur deniz hakimiyeti olduğu gibi bu İmparatorluğun kaybedilmesindeki en önemli nedenlerden biri de hiç şüphesiz Osmanlı Devlet adamlarının deniz sorunlarını denizcilerin elinden alıp saray adamlarına vermeleriydi. Osmanlı İmparatorluğu denizlerde artık yavaş yavaş yıkılmaya başlamış, fakat bunu fark eden olmamıştı. Halbuki bu yıkılış karalardaki yıkılışı da hızlandıracak deniz yoluyla imparatorluk topraklarına giren tahrik ve isyan teşviklerine Osmanlı İmparatorluğu hep kara gücüyle karşı koymaya çalışacak ve nihayet güç yetersizliğinden yok olacaktı.
Osmanlı İmparatorluğu 1538'de Preveze'de kazandığı zafer sonrası denizlerdeki hakimiyetini kabul ettirmiş fakat bu güçlü donanmayı destekleyecek ticaret filosu oluşturamamıştı, Turgut Reis; İspanyolların Doğu Akdeniz'e geçmesini önlemek ve Batı Akdeniz’de yapılacak harekatlarda Osmanlı Donanması'na üs olabilecek Malta Adasının alınması teklif etmiş, hatta Kılıç Ali Paşa padişaha yaptığı teklifde şunları söylemiştir: "Ben daha Osmanlı imparatorluğu hizmetine girmeden Amerika'dan Avrupa'ya akan serveti İngiltere, İrlanda ve Norveç sularında yakaladım, Cıbralta'yı ataraktan bu serveti hazinenize getirecek bir üs hazırlayalım" demişti. Fakat Osmanlı İmparatorluğu bu fikirlerden istifade etmediği gibi bu büyük işleri görecek denizciler dururken Kaptan-ı Deryalık makamını Saray Adamlarına vermesi yıkılış tarihimizin başlangıcını teşkil eder. İşte Osmanlı İmparatorluğu devlet adamlarının hatalı kararları üst üste gelince 1915 senesinde Müttefik Donanma Çanakkale önlerine gelinceye kadar hiçbir Osmanlı gemisinin zorlamasıyla karşılaşmamış, Ege Adaları kaybedilmiş, Padişah II.Abdülhamit'in (1876-1908) yanlış siyasetleri 5 sonucunda Türk denizciliği Marmara Denizi'ne hapsolmuş durumdaydı.
Halbuki, barış döneminde personel, gemi ve teçhizatıyla donanmasını savaşa hazır bir durumda denizlerde dolaştıran devletler iç politikada devlet güvenliği, dış politikada devlet itibarı, iktisat politikasında da gelir güvenliği sağlıyordu. Osmanlı İmparatorluğu'nun tecrübeli askeri, Anafartalar Kahramanı M.Kemal deniz sorunlarının ülke savunmasındaki besleyici hizmetlerini iyi etüd etmişti, savaş beslenebilirse kazanılabilirdi. Donanmanın devlet politika ve stratejisindeki yerini çok büyük bir titizlikle incelemiş ve ifade etmişti. O'na göre bu şartlarda Birinci Dünya Savaşı'na da girilmemeliydi. Bir oldu bitti ile Birinci Dünya Savaşma girilip 1915'de Çanakkale Zaferi'ni kazandığı zaman, bütün millet zaferi kutlarken: "Karada kıstırılmış durumdayız tıpkı Ruslar gibi, Boğazları ve Çanakkale'yi tıkamakla Rusları Karadeniz'in içine kapamış oldum ve eninde sonunda çökmeğe mahkum ettim, çünkü böylece müttefikleriyle bağlarını kesmiş oldum, ama bizde çökmeğe mahkumuz, hem de aynı nedenden, gerçi Akdeniz'in Kızıldeniz'in ve Hint Okyanusu'nun eteklerindeyiz, ama herhangi bir okyanusa açılamıyoruz, deniz kuvvetinden yoksun bir kara kuvveti olarak yarım adamızı kara kuvvetlerini çekinmeden getirebilecek olan deniz kuvvetine karşı hiçbir zaman savunamayız." diyordu.
M.Kemal Atatürk Kurtuluş Savaşı kazanılıp, sonucunda kurulan Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin de donanması olmadan kendisini savunamayacağı ve siyasi itibar sağlayamayacağını 20 Eylül 1924 tarihinde Hamidiye Kruvazörüyle Karadeniz Seferi yaparken şeref defterine "Hudutlarının mühim ve büyük aksamı deniz olan Türk Devleti'nin donanması da mühim ve büyük olmak gerekir. O zaman Türk Cumhuriyeti daha müsterih ve emin olacaktır. mükemmel ve kadir bir Türk donanmasına malik olmak gayedir"
diye yazacak ve imzalayacaktır. Bu ifade gerçekte deniz subaylarına yapılmış bir vaat değil, cumhuriyeti emanet ettiği Türk gençliğine verdiği en önemli işaretti.
İkinci Meşrutiyetten sonra Osmanlı imparatorluğu ne yeni gemi almış ne de var olan gemileri onartmıştı, ama savaş çıktığı zaman Meclisi Mebusan kürsüsünden "denizciler ciddi savaşmıyorlar" diye de eleştiriler geliyordu, halbuki gerçekler öyle değildi.
Bu gerçekleri M.Kemal Atatürk yakından bildiği için Cumhuriyet Donanmasını sağlam temellere oturtmak istemiştir; fakat bu politika üzerinde hemen yola çıkması aşağıdaki nedenlerden dolayı mümkün olmamıştır;
1. Devletin Kurtuluş Savaşı sonrasındaki içinde bulunduğu iktisadi gücü,
2. 22 Ekim 1922 tarihindeki T.B.M.M. kararıyla Silahlı Kuvvetler üzerindeki tam yetkili kılınan Mareşal Fevzi Çakmak'ın donanma anlayışı,
3. Denizcilerin tutumları,
4. Kara ve Deniz Kuvvetleri arasındaki ilişkiler.
19 Mayıs 1919'da M.Kemal Samsun'a çıktığı zaman, Mondros Mütarekesi'nin getirmiş olduğu ağır şartlar yüzünden bazı Osmanlı bölgeleri işgal edilmiş, tersane ve limanlarında etkili ve organize güçler dağıtılmış ya da etkisiz kılınmıştı, fakat M.Kemal Paşa'nın Kurtuluş Savaşı'nda Türk Milletinin öncüsü olması, Milli Mücadele'nin merkezi olarak Ankara'nın seçilmesi, bir süre sonra da T.B.M.M.'nin açılması sonucunda Türklerin kaderi değişmeye başlamıştır.
Kısa sürede hükümet kurulmuş, dış ülkelerle ilişkiye geçilmiş, önemli yasalar çıkartılmış, İstiklal Mahkemeleri kurulmuş ve Anadolu'daki dağınık Milli Kuvvetler örgütlenerek düzenli orduya adım atılmıştır. Tüm bunların oluşumu sırasında Ankara'da l O Temmuz 1920'de Umur-u Bahriye Müdürlüğü kurulmuştur. Milli Savunma Bakanlığı'na bağlı olan Umur-u Bahriye Müdürlüğü'nün adı l Mart 1921'de Bahriye Dairesi Reisliği olarak değiştirilmiştir. Denizcilerin bu dönemdeki faaliyetleri askeri teçhizat, silah, gıda ve giyecek işlerini koordineli bir şekilde İstanbul ve Rusya üzerinden Trabzon ve İnebolu Limanlarına taşımaları şeklindedir. Yine bu dönemde İstanbul'dan Anadolu'ya insan gücü aktarmada da denizcilerin faaliyetleri önemlidir. Bu arada tüm imkansızlıklara rağmen Karadeniz'de bazı Yunan gemilerinin esir edilip Milli Kuvvetlere kazandırılması da göz ardı edilmemesi gereken faaliyetlerdir.
Kurtuluş Savaşı kazanılıp cumhuriyet ilan edildiğinde Bahriye Dairesi görevini sürdürüyor ve Osmanlı Donanması'ndan arta kalan gemiler İstanbul'da perişan halde bulunuyordu. Bu dönemde Silahlı Kuvvetler üzerinde 22 Ekim 1922 tarih ve 307 sayılı Meclis kararı ile tam yetkili kılınan Mareşal Fevzi Çakmak'ın işine karışılmayacağına dair Atatürk ve İnönü tarafından söz verilmişti, fakat Mareşal deniz sorunlarını Atatürk gibi düşünmüyor ve deniz sorunlarını sadece "askeri savunma" konusu olarak görüyordu.
Bu dönemde Bahriyeliler, donanmayı güçlendirmek için gemi alımlarında şu hedefi ön planda tutuyorlardı: 3 Kruvazör 4 Büyük Kruvazör, 12 Muhrip, 12 Denizaltı, 24 Mayın Tarama Gemisi,2 Açık Deniz Mayın Dökücü Gemi, 3 Kıyı Mayın Dökücü Gemi, 4 Ağ Gemisi, 20 çeşit yardımcı gemi, 2 yüzer havuz ... fakat bu hedef ekonomik durumun yetersizliğinden dolayı hiçbir zaman hayata geçirilememiştir. Atatürk 1924 yılında Hamidiye Kruvazörü ile Karadeniz'e yaptığı seyahat neticesinde denizlerimizin ve limanlarımızın durumunu görmüş ve güçlü bir donanma olmadan Türkiye Cumhuriyeti'nin korunup kollanmasının da zor olacağına inanmış ve donanmanın yeniden organizasyonu içinde bir Denizcilik Bakanlığı'nı kurulması gerektiğini düşünmüştür.Nitekim, 1924 tarihinde T.B.M.M'nin açılış konuşmasında; "Efendiler Bahriyeyi esaslı bir şekilde ıslah etmek düşünülmektedir" diye ifade etmiştir. Bir süre sonrada Kastamonu Milletvekili Bahriyeli Ali Rıza Bey tarafından Bahriye Vekaleti kurulması için verilen önerge 29 Aralık 1924'de 539 sayılı kanunla Mecliste kabul edilir. Kanun şu şekildedir;
1. Bahriye Umuru, Müdafaa-i Milliye Vekaletinden tefrik edilerek bununla meşgul olmak üzere Bahriye Vekaleti teşkil edilmiştir,
2. Bahriye Erkan-ı Harbiyesi, bir Erkan-ı Harp Reisi'nin emrinde olarak Erkan-ı Harbiye-i Umumi'ye ye raptedilmiştir,
3. İş bu kanun neşri tarihinden mer'idir,
4. iş bu kanun icrasına, icra vekilleri memurdur.
14 Ocak 1925 tarihli gün ve 82 sayılı resmi gazetede Bahriye Vekaletine dair kanun yayınlanır. Böylece 3 Şubat 1925'den itibaren Ali Fethi Okyar Hükümeti'nin bir bakanlığını Bahriye Vekaleti oluşturmaktadır. Bu dönemde çıkan Şeyh Sait ayaklanmasının sonucunda hükümet değişerek yerine İsmet İnönü Hükümeti kurulduğa zamanda bu vekalet varlığını devam ettirmekteydi.ancak; İnönü orduda merkeziyetçi bir yapıyı istiyor ve Mareşal Fevzi Çakmak'la da bu konuda uyuşuyorlardı.
Bahriye Vekaleti Atatürk'ün isteği doğrultusunda kurulmuştu. Bahriye Vekili olan Cebelbereket Mebusu İhsan (Eryavuz) Bey'de, Fethi Okyar Hükümeti'nden İnönü Hükümetine devrolmuştur. İhsan Bey, istiklal Mahkemeleri'nde de görev almış emekli karacı bir subaydı, hem hükümet başkanı hem de bahriyeliler ile arasında uyuşmazlıklar vardı.
İhsan Bey donanmanın idari işlerine karışması gerekirken her işine karışıyordu, gerçekte donanma harekat ve eğitim açısından Genel Kurmay Başkanlığına bağlıydı. İhsan Bey görevini kendine özgü yöntemlerle yapmaya çalışıyordu. Kanunsuz olarak dört yıldızlı, çapalı Bahriye Vekili şapkası icat etmişti. Hükümet reisi yatı olan Ertuğrul Yatı'nı kendi özel yatı olarak kullanmaya başlamış. o zamanlarda bakanlar üstü bir makama sahip olan mareşali selamlamaz olmuştu. Nitekim, Bahriye Vekaleti kaldırıldı. Vekaletin en büyük faydası, deniz subaylarını kendi mesleklerinde geliştirmek ve devlete bir denizcilik geleneği kazandırmak olmuştur. Deniz Kuvvetleri'ne Almanya'dan bir öğretim heyeti getirilmiş. Yavuz Gemisi onarılmış, talimnameler yazılmış, denizde kurmaylık çalışmaları da başlatılmıştı. Materyalin eski olmasına rağmen donanma belirli bir top ve torpido atış yeteneği kazanmıştı. Artık attığını vuran bir donanmamız vardı. Deniz Kuvvetleri tekrardan Kara Kuvvetleri'ne bağlandı. Denizciler bir deniz planını onaylatmak için altı generalden geçmek zorundaydı. Tabii ki bunları yapan Mareşal Fevzi Çakmak olmuştur. Mareşal Fevzi Çakmak ile Atatürk arasında Deniz Kuvvetleri açısından büyük fikir ayrılıkları vardı, Kurtuluş Savaşı taarruzla kazanıldığı halde, Mareşal koyu bir savunmacı kesilmişti. O'na göre Deniz Kuvvetleri denizaltılardan ve mayın gemilerinden teşekkül etmeliydi. Donanma İzmit Körfezi içinde duracak, Genel Kurmay Başkanı'nın haberi olmadan dışarı çıkmayacaktı. O kadar garip bir durum olmuştu ki, Kurtuluş Savaşı'nın galibi Türkiye Cumhuriyeti'nin donanması izmit'te kapalı yatarken, mağlubu Yunanlıların gemileri Çanakkale önlerinde cirit atmaktaydılar. M.Kemal Atatürk, Mareşalin bu politikasından şikayetçi görünmemesine rağmen Yunan Donanması'nın Çanakkale önünde icra ettikleri manevraya sinirlenerek, donanmayı kaptığı gibi aynı sularda Türk Donanması'na karşı bir manevra yaptırmıştır.
Bundan sonra Atatürk, Yavuz Zırhlısını onartacak, İtalya'dan dört Muhrip, iki Denizaltı, üç Avcıbot satın aldırtacak ve Türk Donanması'nı Balkan sularına hakim bir kuvvet haline getirtecekti.Bu kararlar Türkiye Cumhuriyeti'nin dış politikasına o kadar itibar sağlamıştı ki gerek Balkan gerekse Sa'da bat Paktları'nın kurulmasında devlet politikasının yürütülmesi büyük bir kolaylık içine girmişti. Tüm bunlar düşman Yunanistan'ı dost Yunanistan haline getirmiş ve ona Türk deniz üstünlüğünü kabul ettirmişti.
Atatürk kendi döneminde, bu kuvvetle yetinmeyerek, Almanya'ya dört Denizaltı, İngiltere'ye dört Muhrip ve dört Denizaltı ısmarladı. Almanya'ya sipariş edilen denizaltılara yazılı olarak bizzat kendisi tarafından isimler verilmiştir, vermiş olduğu bu isimlerle Türk deniz subaylarına gelecek için arzuladığı hedefleri gösteriyordu. Mareşal Fevzi Çakmak ne kadar savunmacı idiyse Atatürk'te o kadar saldırtıcı, yıldırıcı, batırıcı yani taarruzcuydu. Fakat, ne çare ki Atatürk bu denizaltılardan yalnız Saldıray Gemisini görebilmişti. Bunlardan Batıray İkinci Dünya Savaşı'nın başlaması nedeniyle bize verilmedi, diğer iki gemi ise Atatürk'ün ölümünden sonra donanmaya çeşitli tarihlerde katılmıştır. Bunun yanında Atatürk tarafından iki deniz subayına soyadları da verilmiştir. Şükrü Okan ve Fahri Korutürk
Atatürk bir çok kişiye soyadları vermişti. Fakat; bunların hiçbirisi Okan ve Korutürk gibi geniş bir anlam taşımıyordu. Bu adların denizcilere verilmiş olması, Atatürk'e göre, Türk çıkarlarının denizlerde olduğunu gösteriyordu. Türkiye ancak deniz hakimiyeti ile korunabilir ve okyanuslardan menfaat getirebilirdi. Nitekim denizcilerle yakından ilgilenmiş ve harp gücünü kazanmasından sonra donanmayı hemen Malta'ya, Yunanistan'a bir kez de Bulgaristan'ın Varna Limanına göndermiştir. Atatürk, politikasında donanmaya o kadar önem veriyordu ki döneminde gelen yabancı devlet konuklarını bu donanmayla karşılamış, onların huzurunda geçit resimleri yaptırmış ve Türk itibarını daha da arttırmıştır. Ayrıca, Atatürk Dönemi'nde; l Kasım 1936 tarihinde Beşinci Dönem Dördüncü toplantı Yılının açılışında Atatürk adına Başbakan Celal Bayar tarafından yapılan söylevde de; "...Geçen sene Büyük Kamutay'ın kabul buyurduğu tahsisat üzerine bir umumi silahlanma programı yapılmıştır.Tatbikatı ilerlemektedir. Deniz Kuvvetlerimizin takviyesi için lüzumlu olan harp gemilerimizin küçük bir kısmı sipariş edilmiştir . Büyük bir kısmı da sipariş edilmek üzeredir. Bu meyanda mevcut gemilerimizin daha mükemmel bir hale konulması için tertibat alınmaktadır. Bu sene Gölcük harp tersanemizin inşasına başlanacaktır..." şeklinde belirtildiği gibi Marmara Denizi Gölcük Bölgesi'nde tersane yapımına girişilmiş ve donanmayı geliştirmeye hız verilmiştir.
Atatürk, barış ve savaşı, yurtta ve dünyada zamanı ve zemini yoklayarak hisseden bir insandı.Nitekim batılıların bloklaşmasından istifade ederek Lozan Barış Andlaşmasından kalan boğazlardaki statükoyu "Şartlar değişmiştir" diyerek 1936'da Montrö Boğazlar Sözleşmesini hazırlamıştır. Böylece Boğazlardaki tereddüt ve tehlikeyi Türkiye Cumhuriyeti lehine değiştirmiştir. Atatürk'ün bu dünyayı terk etmesinden yabancı devlet denizcileri de Türk denizcileri kadar üzülmüşlerdir. Büyük cenazeye son görevi yapmak üzere İstanbul'a zırhlılar, kruvazör ve muhriplerini yollamışlardır.Bu gemiler arasında Yunanlıların Hydra Zırhlısı ve son Padişah Vahdettin'! (1914-1922) Malta'ya taşıyan İngilizlerin ünlü Malaya Zırhlısı da vardı. Bu uluslar arası donanmaya komuta etme şerefi de Türk Donanma Komutanı'na düşmüştü. Bugünde Türk Deniz Kuvvetleri, dünyanın değişik ülkelerinin deniz kuvvetleri içerisinde eğitim, öğretim, birikim ve beceri açısından saygın bir yere sahiptir.
Barbaros'un torunları, yarınlara umutla bakmakta, Türk Milletinin denizlerdeki yegane güvencesi olmayı sürdürmektedir. Son söz olarak, Atatürk'ün 1937 yılında meclisi açarken söylemiş olduğu şu sözler her Türk denizcisi için temel ilke ve ideal olmalıdır; "En güzel coğrafi vaziyette ve üç tarafı denizle çevrili olan Türkiye, endüstrisi, ticareti ve sporu ile en ileri denizci millet yetiştirmek kabiliyetindedir. Bu kabiliyetten istifadeyi bilmeliyiz. Denizciliği; Türk'ün milli ülküsü olarak benimsemeli ve onu az zamanda başarmalıyız..."
Yazı: Ersan Baş
Kaynak: Deniz Magazin, Kasım-Aralık 1999, Sayı:37
KAYNAKÇA
l-ATATÜRK,M.Kemal; Nutuk -Söylev Cilt /-//, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara,1989.
2-ATATÜRK'ün Söylev ve Demeçleri /-///, T.T.Kurumu Yayını, Ankara, 1997.
3-BESBELLl, (E.AIb) Saim; Atatürk ve Türk Denizciliği, Ankara 1975.
4-BOYÜKTUĞRUL,(EAmiral) Afif; Osmanlı Deniz Harp Tarihi, G/t ///, istanbul, 1983..
5-BÜYÜKTUĞRUL,(EAmiral)Afif); Osmanlı Deniz Harp Tarihi.Cilt IV, İstanbul,l974.
6-BÜYÜKTUĞRUL,(EAmiral) Afif; Osmanlı Deniz Harp Tarihi û/t V, Deniz Basımevi , İstanbul, 1972.
7-BÜYÜKTUĞRUL,(EAmiral) Afif; Büyük Atamız ve Türk Denizciliği, Ankara.1969
8-DENİZ KUVVETLERİ DERGİSİ Sayı: 531, Ankara,
9- KINROOS, Lord; (Türkçesi:Nejdet Sander) ATATÜRK Bir Milletin Yeniden Doğusu, istanbul, 1966.
10- METEL,(E.AIb) Raşit, Atatürk ve Donanma, Deniz Basımevi, İstanbul, 1966.
11- ŞIVGIN,Dr.Hale; "M.Kemal'in ilk Savaşı", Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, T.T.Kurumu Yayını, Ankara, 1988.
12- TÜRK KÜLTÜRÜ DERGİSİ Sayı: 129, Ankara, 1973.
13- TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ TARİHİ, Osmanlı Devri, Osmanlı-İtalya Harbi (1911- 1912), Gn.Kur.Bsk.lığı Yayını, Ankara, 1981.
1 Bkz: Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi Osmanlı Devri Osmanlı-İtalyan Harbi (1911-1912),Gn.Kur.Bşk.lığı Yay.Ankara, 1981.
2 M.Kemal'in bu ilk savaşı için bkz.Dr. Hale Şıvgın; "M.Kemal'in ilk Savası", Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, T.T.Kurumu Yayını, Ankara, 1988.
3 M.Kemal Atatürk; Nutuk, alt II, s.584.
4 Cebelitarık
5 II.Abdülhamit'in yanlış siyasetleri ve donanmayı Halic'e bağlaması hakkında bkz.
EAmiral A.Büyüktuğrul;
Osmanlı Deniz Harp Tarihi.Citt III, istanbul, 1983, s.211-245.
6 Lord Kinross; Atatürk, s. 124-125.
7 II.Meşruî/yet'/n deniz sorunları için bkz. LAmiral A.Büyüktuğrul,a.g.e.,s.331-350
8 A.Fuat Türkgeldi; Görüp işittiklerim, s. 106.
9 bkz.Nutuk Cilt l, s.2.
I O Hıyanet-/ Vataniye, Tekalif-i Milliye
I1 EAmiral Afif Büyüktuğrul; Osmanlı Deniz Harp Tarihi, cilt V, s.77.
12 Bkz: (I) E.AIb.Mithat Işın, İstiklal Harbi Deniz Cephesi
(2).EAIb.Nahit Çapaner; Kurtuluş istiklal Savaşı'nda Deniz Kahramanları,
13 EAmiral A.BUyüktuğrul; Büyük Atamız ve Türk Denizciliği, s. 103-104.
14 EAmiral A.Büyüktuğrul; a.g.e., s. 106.
15 E.Dz.Kur.KdAlb. CGüngen; "Bahriye Vekaleti", Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Dergisi, sayı:53l.
16 E.Alb.R.Metel,Atatürk ve Donanma, s. 121-122.
17 Adatepe,Kocatepe,Tınaztepe ve Zafer Muhripleri
18 Sakarya ve Dumlupınar Denizaltılar:
19 Doğan, Martı ve Denizkuşu Avcıbotları
20 Atılay, Saldıray. Batıray ve Yıldıray, bu denizaltılardan ikisi Almanya'da, ikisi Türkiye'de yapılmak üzere anlaşılmıştı.
21 Okan ve Korutiirk soyadlarını vermesi hakkında bkz. EAlb.Raşit Metel; a.g.e., s.203-204.
22 Bkz. Resim.3
23 E.Alb.S.Besbelli; "Atatürk ve Türk Denizciliği", Atatürk Konferansları 1971-1972, s.317.
24 Donanma Komutanı Tümamiral Şükrü Okan
|