DOĞDUĞUM TOPRAKLARDA BİR FOTOĞRAF GÖSTERİSİ


Geçtiğimiz üç ay içerisinde üç kez yinelendi... Ve her defasında özlem duyduğum birçok şeye kavuşmanın heyecanı, bir araya geldiğim dostlarımla geçmişe dönük koyu sohbetler, kebap, kebap, kebap...

Bir geldiğimde Adana Koleji’nde bir fotoğraf gösterisi yapmak ve balıkadam eğitimiyle ilgili bir film göstermek üzere söz vermiştim. Bu sözü verinceye kadar olan süreci de atlamadan anlatayım:

Alpaslan hoşsohbet bir dostumdur. Kızını Adana Koleji’ne yazdırmak için kaynağından bilgi almak üzere, Hülya Hanımı ziyarete gidiyor. Hülya Hanım, benim Adana Koleji’nin öğrencisi olduğum yıllarda, bir üst sınıfta okuyan bir Adana Kolej’li. Alpaslan ve Hülya Hanım aynı okulda okumuş olmanın dürtüsüyle havadan, sudan sohbet de ederken, her nasılsa konu bana gelmiş. Alpaslan da, benim balıkadam olduğumu, sualtı fotoğrafçılığıyla ilgilendiğimi oldukça abartıp, mütevazı bir dille söylemiş!

O, ana kadar henüz menajerim olarak kadro almadıysa da, bu görev için sıkı bir çalışma göstermiş. Hülya Hanım da bir fotoğraf sunumu yapıp yapamayacağımı sormuş. Alpaslan bana konuyu öylesine bir hatırlatmıştı. Ankara’ya döndüğümde Hülya Hanım’dan aldığım telefon ile konunun ciddiyetini kavradım, Adana’ya geldiğimde arayacağımı söyledim. Ve Adana’ya geçen geldiğimde, Adana Koleji’ne uğradım. Beni yıllarca okutan Kemal Bey, Okul Müdürü’müz Leyla Hanım ve Hülya Hanım ile birlikte biraz sohbet etme fırsatı da buldum. Bu sohbet sırasında Kemal Hocam her zamanki hoşsohbet cümleleriyle, kendisinin de yıllar sonra, okuduğu ilkokulu ziyaret ettiğini ve okuduğu sıralar, ne kadar büyük görünen ilkokul binasının aslında çok küçük olduğunu bu ziyaretinde anladığını anlatmıştı. Halkla İlişkiler Müdiresi Fadime Hanım’la tanıştım ve daha sonra gün kararlaştırmamız gerektiğini konuştuk. Uzatmayayım: Bir sualtı tanıtım filmi ve fotoğraf gösterisi yapmaya söz verdim.

Konuştuğumuz gibi özgeçmişimi e-maille gönderdim ve tarih belli oldu: 22 Mayıs 2009. Özgeçmişimde yer alan “Adana Koleji 1976 mezunudur.” cümlesi dışında okuldan bahsetmemem konu edildiğinde farkına vardım ki, bu eğitim yuvasında kocaman bir yedi yıl geçirmeme rağmen, özgeçmişimde kısacık yer alıyor. Bir cümleyle yani. Halbuki 5 yıl geçirdiğim üniversite daha fazla cümleyle temsil edilebiliyor. Başarıysa üniversiteye girmemi, dahası mühendislik eğitimimi bitirmemi sağlayan bilgiyi bu okuldan aldım, benim dönemimdeki 39 kişilik son sınıflardan 38 kişinin çeşitli üniversitelere girmesindeki başarı bu okulundu... Müthiş bir çelişki!

Okul’un bizim okuduğumuz dönemdeki tek binası sayı olarak artmış, üç bina olmuş. Belki de inşaatçı olmamdan, ilk binanın daha sonra yapılana bağlantı köprüsü gözümden kaçmadı. Mühendislik harikası değil ama işe de yaradığı kesin! Çocuklar benim de zamanında top koşturduğum sahada basketbol oynuyorlardı. Zamanında ilk binanın bodrum katında yer alan kantin, yeryüzüne çıkmış. Dahası çevre duvarı yapılmış... Rahmetli Ahmet Küstü’nün eseri giderek daha da değişecek, gelişecek eminim, ancak okulun ruhu değişmeyecek! Bunu yağcılık ya da böbürlenme olarak almayın lütfen, yıllardır öğretmenler değişiyor, müfredat değişiyor, öğrenciler değişiyor... Ama değişmeyen bir şey var sanki... Bu değişmeyen şeye ben ruh diyorum siz başka şey deyin, ama varlığından emin olun. Değilse ben bu kadar kolay diyalog kurup, evime gider gibi gelip gösteri yapabilir miydim?

Derken 22 Mayıs geldi. Alpaslan beni aldı ve elimde birkaç CD, DVD okulun yolunu tuttuk. Biraz erken giderek, DVD ve CD’lerin çalıştığından emin olmak istedim. Malum, bazen bazı programlar uygun olmayabiliyor. Bu kez de aksilik oldu ama yetkililerin çabasıyla çabuk giderildi. Bu arada tüm gün okulda olacağımızı ve üç ayrı gurup halinde gösteri izleneceği bilgisini de almıştım. Okulda, yıllar sonra bir tam gün geçireceğim, hiç aklıma gelmezdi!

Derken ilk gösterim için salona gelmeler saat 09:35te başladı. Bir anda koca salon yer kalmamacasına doldu. Ayakta olan menajerim Alpaslan, ben, Hülya Hanım ve Fadime Hanımdı. Fadime Hanım’ın beni öğrencilere tanıtma faslından sonra aldığım söze, “Yıllar önce ben de sizin gibi bu sıralarda oturdum, sizlerden biriyim...” şeklinde başladım. Sözü söylerken sesimdeki titreme, en ön sırada yerini almış olan Kemal Hoca’mdan kaynaklıydı. Bu satırları yazarken hala heyecan içerisindeyim doğrusu. Beni yıllarca okutan, Türkçe’yi öğretmeye çalışan sevgili hocamın huzurunda, o an beğenilip beğenilmeyeceğini dahi bilmediğim bir gösteri yapmaya çalışmam, bir yandan gurur verirken, bir yandan da heyecanımı körüklüyordu. Sonunda DVD’yi lap-top’a yerleştirdim ve ekrana gelen kapak fotoğrafını tıklayarak gösteriyi başlattım. Biraz kantarın topunu kaçırmışım, 30 dakika uzun bir süreydi. Bazen sessiz, bazen alkışlar, gösteri bitti... Bu arada birkaç fotoğraf çekimi de görevli teknisyen tarafından yapıldı. Makinemi getirmemiştim, telefonun objektifi de yeterli olmadığından ben bu işi yapamadım.

Önce içimden daha sonra da telefonla arayarak Ankara’da gösterinin DVD’sini hazırlayan, arkadaşım Kubilay’a teşekkür ettim.

Daha sonra bir balıkadam eğitimini başından sona anlatan DVD devreye girdi. Sanırım öğrencilerin çoğu, sormak istediklerinin çoğuna cevap buldular. DVD bittiğinde bu kez soruları almaya ve cevaplamaya çalıştım. Bu arada bana birkaç öğretmenim yardımcı oldu. Kablosuz mikrofonla sorular gelirken, kabloluyla ben cevaplamaya çalıştım.

Sonra yemekhanede birlikte yemek yedik öğretmenlerle, öğrencilerle. Bu konforun bizim okuduğumuz yıllarda olmadığını hatırladım. Biz yemek için kantin’e veya okul dışına giderdik. Sohbet sırasında bir yaz okulu düzenlemesi olduğunu öğrendim ve yaz okulu sürecinde birkaç deneme dalışı yaptırmam istendiğinde, hemen “tabii” dediğimi hatırlıyorum. Bu eğitim yuvası neden bir dalış eğitim yuvasına dönüşmesin ki?

Yemek sonrasında, bir ara, yıllar önce oturduğum banka oturup Kolejin bahçesini izledim. Basket oynayanlar, koşuşanlar, bir kenarda sohbet edenler. Galiba öğrenciliğin bu yönü pek değişmemiş: Sürekli hareket halinde. Yıllar öncesine gidiverdim. Sanki, Himmet Hocam elinde klasik hale gelmiş metalik boyalı sopasıyla dolaşıyordu, Sanki, İncila Hanım, müthiş inceliğiyle birilerine “a minus” veriyordu. Allah rahmet eylesin, Ethem Bey gösterilen resme bakıp, “Dostum, bu olmamış!” diyordu. Birden bu hatırladıklarımdan bazılarının, eski okul yerinde gerçekleştiğini hatırlayıverdim, büyü bozuldu. Öyle ya ben Adana Koleji’nin bu yerinde bir yıl okudum. AFS imtihanını kazanmış olarak biraz da havaya girdiğim bir eğitim yılını burada geçirmiştim. Galiba, artık “yaşlı bir Adana Kolejli’yim”...

Yemek sonrasında 2 gösteri daha yaptım. Arka arkaya ara vermeden... Hep aynı gösteri olduğundan, aynı müzik söz konusuydu ve kulaklarımdan uzun süre ayrılmadı.

Son gösterinin sonunda, Hülya Hanım jest yaparak, içerisinde muhteşem renkleriyle bir demet çiçek verdi. Fotoğraflarım dolayısıyla, sporculuk günlerimdeki yarışmalar dolayısıyla birçok ödül ve madalya aldım. Ama bu çiçekler çok başkaydı doğrusu.

Yetiştiğim, hayatımın 7 yılını geçirdiğim Adana Koleji’nde sualtı fotoğraflarımı, öğrencilerle ve öğretmenlerle paylaşma imkanı buldum. Bu imkanı sağlayan Hülya Hanım’a, organizasyonu özveriyle gerçekleştiren Fadime Hanım’a ve benimle birlikte her üç gösteriyi de izleyen menajerim Alpaslan’a teşekkür ederim.

12 Haziran’da Adana Koleji’nde yapılacak olan “Mezunlar Gecesi”nde buluşmak üzere, hoşça kalın...

Yazı: Mehmet AVADAN

:: SEPHİYE :: Aylık Sualtı İnternet Dergisi ::